dersimin sesi

21/3/2006

Dersimin Tarihi


 

 

 

 

MÖ 5000 yıllarında Dersim yöresinde yaşadığı saptanan “müşki” adlı Aryalar’la başladığı Asur bölgelerinde Dersim halkının “MÜŞKİ” adı ARYALAR olduğu belirtilmektedir. Daha sonraki dönemlerde “KARDUK” adını alan bu kavim, Hitit krallığı’nın yıkılmasıyla batıdan gelen PALA ve diğer Hititliler’e karıştılar....Bu dönemde Şuhna, Ishüru, Alshi halkları Hititler’e komşu idiler. MÖ 4000’lerde Sümerler’in egemen olduğu Akad Kralı Sargan ve Naramsin’e ait kitabelerde anlaşılmaktadır, ancak MÖ 2370-2330 yıllarında Dersim, Akadlar Devleti’nin bir ili olarak gösterilmektedir.

MÖ 2200’de Dersim ve çevresi Mezopotamya-Anadolu arasındaki ticari ilişkilerde geçiş noktası; bu binyılın ikinci yarısından önce bağımsız Hurri Krallığı arkasında Hitit İmparatorlığu (XV. Yüzyılın ortaları XI. Yüzyılın sonu) yayılma siyasetinde öncelikli bir yer tutan bölge olmuştur.MÖ 2....’de “işu va” diye anılan bugünkü Tunceli-Elazığ bölgesinin halkı olan Hurriler’in uygarlık açısından Hititler’i etkilediği görülür. Daha sonra Saburrular, Hurri diye anılmaya başladılar.MÖ 2000 yılında Kuzey Doğu Anadolu, Hurriler’in egemenliğine girdi. MÖ 1500 yıllarında Hurriler Orta Doğu’nun en güçlü devleti idi.

MÖ 16.-15. Ve 14. yüzyıllarda bölge Mitaniler’in egemenliğine girer. Mitaniler (Mitani halkı Hurrilerden oluşuyordu.) Dersim yöresinde Asurlar’dan da önceleri bir süre egemenlik kurmuşlardır. (MÖ 1252) Asur Kralı Tukulti (MÖ 1242-1206) Hurriler’e ait ALZİ, AMADUNU (Diyarbakır) Purulumzi bölgelerini almıştır.

Hitit Kralı Suppuliluila Mas ve oğlu Marsilis (MÖ 1347-1320) yazıtlarında komşu ALZİ , SUHWA, ISHUVA ve ALSHİ halklarıyla savaşlardan söz eder. Bu halklar Ermeniler’den önce bölgeye gelmiş bölgenin ilk halklarıdır. MÖ 1335 yılında Dersim yöresi ile bütünleşen AZZİ –HAYAŞA ülkesini Hatti Kralı II. MÜRŞİLİ bir seferle kendisine bağladı. Dersim olarak adlandırılan İşuwa yöresinde “MÜŞKİLER” yaşıyordu. Erken demir çağında yöreye nereden geldikleri kesin olmayan Müşkiler’in Dersim yöresini iskan ettiği bir alan olarak görülmektedir. MÖ.IX. yüzyılda Müşkiler, Murat suyu ile batı fırat arasında “UŞUVA”yı da içine alan bölgeye gelip yerleşirler. Bu sırada yöre halkı Hurriler’den oluşuyordu. Asur Krallığının bölgeye ilki bu kez Asur-Muşki mücadelesine sahne olur. IX. Yüzyılın sonlarına kadar bölgeye Asur yağmar seferlerine maruz kalır. Dersim çervresi IX. Yüzyıldan iyibaren bu kez Dersim; Asur ve Urartular arasında çekişme konusu olur. Ancak Asurlar bu tarihlerde kendi iç karışıklıkları ile uğraştıklarından bölgenin hakimiyeti el değiştirmiştir.(Hakimiyetini kaybetmişlerdir.) Urartu Kralı MİNUA (810-785/780 yıllarında Alzi ülkesini VIII. Yüzyılın başlarında da (799’dan sonra) ele geçirerek kendi eyalet sistemi içine katmıştır.

MÖ VIII. Yüzyılda Dersim yöresi Urartular’ın egemenliği altına girdi. Urartular(MÖ 900-612) Müşkiler’in saldırılarını püskürttüler.VIII.yüzyılda Dersim Urartu Devleti’nin sınırları içerisinde olup, Urartular-Dersim-Elazığı yöresine “Süpani” diyorlardı. Urartu halkı MÖ II.yüzyılarından kalma Hurrice’ye yakın bir dil konuşuyorlardı. Urartu Devleti, Hurri soylarının küçük prenslikleriyle bir birlik olusturmaları sonucu kurmuşlardır.

İlk Kralı Sarduri I. (MÖ 840-825) Dersim yöresi VI-II. Yüzyılda Urartu sınırları içerisinde göstermektedir. İzoli’de, Bağın Mazgirt’e ve Palu’daki yazıtlarda bu gerçeği kanıtlamaktadır.

Kral II. Rus’a (MÖ 678-645) Mazgirt’i bayındır bir haline getirerek, kaleye bir kitabe yazdırır. Dersim yöresindeki Müşkilerin saldırısını püskürtmüş ve bu dönemde etkisiz hale getirmiştir.Mazgirt kale köyündeki kale II. Rusa döneminde yapılmıştır.

MÖ 715 yılında Med aşiretlerinin önderlerinden Dayarikko Keyeksa tüm Med aşiretlerini (Med, Guti, gui, Kusi, Lolo, Mamai, Kardus, haldi ve Kardu) bir araya getirerek bugünkü iran şehri Hamedan’da Medler’i bir devlet çatısı altında birleştirdi. MÖ 600 yıllarında Medler, Urartu Devletini ortadan kaldırdılar. Böylece Urartular’ın yerine bölgeye Medler egemen olurlar. Medler MÖ 7. yüzyılda İşuva’yı, 560 yıllarında ise Doğu Dersim yöresini ele geçirdiler.Böylece Dersim bölgesi Med Devletinin egemenliğine girdi.

Medler’in Dersim yöresindeki egemenlikleri süresince dinsel alanda yüzyıllar boyunca silinmeyen izler bıraktıkları anlaşılmaktadır. Dersim’de şiiliğin bir kolu olan Ehl-i Hak Mezhebi büyük ölçüde Zerdüştlük’ten etkilenmiştir. MÖ VII. Yy.’da Dersim Med egemenliği altına girdi. Ancak yerleşik bir düzen oluşturamayan Med Devletine MÖ 550’de Persler Anadolu’ya sefer yapar.Dersim yöresini fetheder.Pers döneminde “Medya Sınır Saptanlığı” içinde yer alan Dersim’in yerel halkı, Haldiler, Khalibler, Massinekler ve Akilisenler’den oluşmaktaydı. 13. Satraplık olan Akilisenler, Dersim için bulunduğu Armenia satraplığının sınırları Ağrı Dağından, Fırat ırmağının kıyısına doğru uzana bölgeyi kapsıyordu.

Heredot’un 13. satraplık olarak belirlediği Dersim’in içinde bulunduğu satraplığın o zaman ki valisi ORTATAŞ, Akilisene yöresini de kapsayan alanda valilik yapıyordu.

MÖ 334 yılında Büyük İskender; Biga Çay’ı İSOS savaşı daha önce de Gawgamala (Kerbela yakınlarında) yaptığı savaşta Persler’i ağır yenilgilere uğratan Makedonyaluı İskender, tüm Anadolu’yu Makedonya topraklarına kattı. Pers soylularından Ariorates, MÖ 332’de Dersim’i kapsayan topraklarda Makedonya Krallığını kurdu.

Makedonyalılar’ın Anadolu’ya egemenlik yılları isyanla geçer.İsyanların başını Akilisene (Dersim) ve Kapadokya halkı çeker. II. Ü. Ariorates, Makedonyalılar’a karşı başarılı bir direniş örgütleyerek, MÖ 301’de Kapadokya Krallığı’nı yeniden kurdu.Ancak Makedonyalı asker önderler isyan bölgesine gelerek , katliam yaparak isyan bastırdılar.(MÖ 322) İskender’in ölümünden sonra Perdikkas ayaklanma bölgesi olan Akilisene gelir, Dersim’deki ayaklanmayı bastırır. Dersim böylece Makedonya egemenliğine girer. Dersim bölgesi MÖ 230 yılında Kapadokya’ya dahil edildi.

MÖ 180’lerde Kapadokya Krallığı, Anadolu’yu işgal politikası gütmekte olan Roma İmparatorluğu’nun uydusu durumuna geldi.Anadolu’da Roma ordusuna karşı da etkin olan Pontos Krallığı, Kapadokya topraklarını işgale yeltenince, Roma-Pontos savaşı başladı.

Sulla komutasındaki Roma ordusunun Potos-Ararks işbirliğini çökertmesinden sonra, etkinliği azalan Pontos Devleti, son kralları Mitridates, Evpatur’un Roma komutanlarına yenilmesiyle ortadan kalkınca Dersim Roma egemenliğine girdi.

Part Krallığı döneminde ise , Part Krallarından Mitridates MÖ 140 yılında Dersim bölgesini egemenliği altına alır.Araks (Part) Krallığı, Selekidler’e meydan okurlar. Pers Krallığı ülke topraklarını daha sonra Persler’le paylaşırlar.. Bu prensliklerden birini de ARTARSASD’in oğlu Tigran (Dirkan) yönetir.Tigran, Sophane (Dersim-Elazığ) Krallığını da alarak, böylece dersim bu dönemde TİGRAN’ın egemenliği altına girdi. MÖ 70’lerde ise Arasklar yönetimiyle, Arsaklar arasında el değiştirdi.

MÖ 69-66 yıllarında Romalılar Lukullus komutasında ki bir orduyu Tigran’ın üzerine gönderirler.Lukullus Malatya (Melitene) Sophane (Dersim-Elazığ) yörelerini yağmalar.Tigran Van’a kaçar. MÖ 55’lerden başlayarak Doğu Anadoluya giren Partlar Dersim’de etkinlik sağladılarsa da , bu etkinliği kıran roma Askeri gücü, bölgeyi kapadokya eyaletine bağladı.

Romalılar MÖ I. yüzyıldan itibaren partlar’ın üzerine sürekli seferler düzenlemişlerdir. Partlar’ın (Arsaklar) direnişi uzun yıllar sürer. Part Kralı MİDRDATES, Ermeni (ARASK) Kralı ve damadı Tigran Romalılar’a karşı savaşmışlardı. Bu dönem de Dersim bazen Arsaklar’ın bazen de Arasklar’ın egemenliği sınırları içinde kalmıştır.

Sasaniler (212-642) Babek’in oğlu Erdeşir 226 yılında Sasani İmparatorluğu’nu kurmuştur.Grek ve Roma tarihçilerine göre, Sasaniler, Romalılarla ve Bizanslılarla savaşmışlardır.Daha sonra Sasanilerle Bizanslılar arasında kalıcı bir barış yapılır.Dersim-Elazığ yöresi Sasani İmparatorluğu içinde kalır.

395’ten sonra Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu’nun egemenliği altına giren Dersim “Roma Mezopotamyası” denilen “Therma” içerisinde iken İran-Sasanlı ve Bizans orduları etkinlik savaşlarına sahne olur. Sasaniler’in Dersim’deki egemenlikleri 506 tarihinden sonra başlar.Sasani hükümdarlarından I. Kubart (Kavaz) Dersim yöresini İmparatorluğunun sınırları içine alındığı söylenirse de, bölgenin dağlık oluşu, nedeniyle egemenliği her zaman olduğu gibi şaibeli kalmıştır.

642 yılında Halife Ömer zamanında Nihavend Savaşı (642) sonucunda Arap İslam Orduları Sasani Şahı olan III. Yezdigirt’i yenilgiye uğratmasıyla, Araplar, Sasani Devletinin siyasi valığına son verirler.

661 yılında Araplar Habib b. Meslene tarafından Doğu Anadolu bölgesinde fetihlere girişilir. Bizans İmparatoru Konstantin durumu kendi lehine çevirmek için Dersim; Erzincan ve Erzurum yöresine sefer düzenler, olumlu sonuçla döner. 653 yılında Habib, Mesleme, Ermeni valiler’in desteğiyle Dersim’de denetimi sağlarsa da, Dersim bu dönemde Bizans; Arap güçleri arasında sürekli el değiştirmişti.(686)

700 yılında Arap İslam Ordusu Abdullah b. Abdülmelik komutasında bir sefer yapar ve Erzurum, Erzincan,Dersim bölgesi Arap egemenliğine girer.

772 yılında Abbasi yönetimine karşı Dersim yöresinde genel bir ayaklanma olur.(Ayaklanma içinde Ardzruni, Bağratlı ve Mmikon Ermeni kökenli boyları vardır.) Dersim merkezinde başlayan bu ayaklanma, genişleyerek isyan dalgası Erzurum’u kuşatma altına alır. Amir; b. İsmail El Harisi komutasındaki Arap ordusu, Ermeniler’i Erzurum; Erciş yakınlarında yenilgiye uğratır. Abbasi Halifelerinden Muhammed Mehd ve Halife Mutez döneminde de bölgede isyanlar çıkmıştır.Bu dönemde Bizanslılarla İslam Arap kuvvetleri bölge de etkinlik kurmaya çalışsalar da, Bizans İmparatoru Theoophilo 837 yılında Dersim yöresini yağma eder.Hozat yakınında ki CMU(CMNU) Palin ve Maskert (Mazgirt ile Akkilisene) yöresini işgal eder. Hozat’ı tahrip eder.Bizansın baskıcı yönetimine karşı halk ayaklanır. 837 yılında Dersim yöresi Bizanslı Jones Karkuas ile Müslüman Hamdaniler’den Seyfüdlarının kuvvetleri Harput yakınlarında savaşa tutuşurlar.Karkuas yenilgiye uğrar. Bu savaşta askerler’in çoğu Dersim ve Elazığ’ın yerel halkından oluşuyordu. Bizans Doğu Ordu Komutanlığına İonne Tsimiskes, Batı Ordu Komutanlığına ise kardeşi Leon Phokas getirilir.Böylece Bizans İmparatorluğu Bölgedeki yönetimi Dersimliler’in eline geçer.Çünkü Jonnes Tsimiskes Çemişkezek’liydi. Ancak 882 yılında Dersim bölgesi İslam Arap etkisi altına girer.

IX. yüzyılda Bizans İmparatorluğu, Mezopotamya içinde yer alan Dersim, bu dönemde Şeyh Hasan Beyliği’nin egemenliği altındaydı. Bu dönemde; Türkler’in yerli ittifakları olan Şadiller ve Mervan Kürtler’i, Bizansa karşı sert darbeler indiriyorlardı. Bu sırada Dersim’in Mazgirt yakınlarındaki Bağın’da Bizans’a karşı ayaklanmahaberi İmparator Manuel’e ulaşır.(1051-1052) Bunun üzerine Bağın yöresine Beros komutasında bir ordu gönderilir.Beros Bağında eşine az rastlanan yağmalar ve zulümler yapar.1055’TE Beros’un yeri,ne bu defa Melissene geçer. Bizans İmparatoru THEDORAS Bağın yöresinin yönetimini ve Ermeni Perslerinin savunma görevini Melissene’ye verir.Büyük Selçuklu döneminde ise Selçuklu hükümdar’ı Melikşah, Dersim aşiretlerin’den bazılarını(Baba, Mansur ve Kureyşan aşiretleri gibi)Kavurd’a karşı gösterdikleri başarıdan ötürü, Selçuklu Sultanı Melikşah bu aşiretleri Dersim yöresine iskan ettirmiştir.

Dersim 118-1142 yıllarında Mengücekler; Mazgirt çevresine, beylikler döneminde ise Dersim yöresine egemen olmuşlardı.

Ağustos 1226 yılında Anadolu Selçukluları Çemişgezek’i ele geçirdiler, 1228 yılında ise, Mengücekoğulları topraklarının tamamını fetheder.

Böylece Dersim yöresi Anadolu Selçuklular’ın egemenliğine girer. (1231-1237) Anadolu Selçuklular’ın, Büyük Selçuklular’ın yenilmesinden sonra, uzun süre değişik beylikler arasındaki etkinlik savaşlarında durmadan el değiştiren Dersim, 1243’te kısmen Moğol egemenliği altına girdi.

13.yüzyıl sonlarından 14. yüzyıl ortalarına kadar Dersim, Elazığ-Malatya, Maraş, Erzincan gibi yerlerde Moğol egemenliği kurulmuştur.

Merkezi Erzincan’da bulunan Eretna Beyliği (1335) bu dönemde Moğolların varsalı durumundaydı.Osmanlı topraklarına giren Timur Dersim yöresini kısmen de Sivas şehri’ni kuşatır. Kuzey Dersim’in hakimi durumunda olan Muttahharten ‘de Timr’a itaat eder.Bu dönemde Güney Dersim yöresi ise Şeyh Hasan Beyliğinin egemenliği altındaydı.Muttahharten, 1387’de Timur’un egemenliğini tanıyıp, Sivas’ın ele geçirilmesinde ona yardımcı oldu.Bu hareketi cezalandırmak için Dersim üzerine yürüyen Yıldırım Beyazıd Erzincan’ı aldıysa da kesin başarı sağlayamadı.

Timur’un Doğu Anadolu egemenliği yıllarında Karakoyunlular, Erzurum, Sivas, Erzincan ve Dersim dolaylarına yerleşirler. Akkoyunlular XV.yüzyılın ilk yarısında Dersim yöresini kendi kendi yönetimine alırlar.

Ankara savaşın’dan sonra uzun süren Dersim’deki etkinlik savaşlarında taraf olmayan Dersimliler, Osmanlılar 12 Ağustos 1453 Otlukbeli savaşıyla yöreyi ele geçirmeye çalışsalar da, Dersim yöresinde üslenen Şah ismail’in güçleri ve Dersim’in hakimi Hacı Rüstem güçleri Osmanlı egemenliğini sarstılarsa da , 1514 Çaldıran savaşıyla yöredeki Osmanlı etkinliğini kısmen sağlamıştı.

Bütün bunlara rağmen Dersim’in tamamı Osmanlı egemenliğine girmedi. Dersim ile Osmanlı Merkez yönetimi arasında bağlar sağlanmıştır.XVII. ve XVIII. Yüzyıllarda Dersim muhtariyet olarak kalmıştır.

Tanzimat döneminde ise Dersim komutanlığı Şah Hüseyin adlı bir Dersimli’nin egemenliğindeydi.

Osmanlı merkez yönetimi ile Dersimliler arasında kaynaşmalar devam ederse de XIX. yüyılda Dersim özerk olarak yönetilir.(Abdülhamit döneminde Dersim’in özerk olduğunu belirtir)

1847 yılında Dersim sancağının Erzurum eyaletine verilmesinden sonra , 1859 yılında da yapılan değişiklikle Harput eyaletine bağlandı.

1890 yılı Devlet sahnamesinin kayıtlarında şöyle anlatılır.Mamuret Ül Aziz vilayetine bağlı bir sancak olan Dersim’in merkezi Hozat olup, Ovacık, çemişgezek, Çarşancak, Mazgirt, Kuzucan (pülümür), Kızılkilise(Nazmiye) ve Pah kazalarından oluşmaktaydı.

1892 yılında Dersim, Erzurum vilayetinin Erzincan sancağına bağlıydı. 1916 ve 1918 yılında da herhangi bir yönetsel değişikliğe uğramadı.

Cumhuriyet döneminde de değişmeler sürmüştür. Cumhuriyetten sonra il yapılan Dersim, 1923’te ilçe olarak Elazığ’a bağlandı. 1936 yılında tekrar il yapıldı. Ve 2884 sayılı özel kanunla Dersim adı Tunceli olarak değiştirildi

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

3 yorum yazılmıştır

  1. Yazan: isimsiz | Tarih: 2008-10-05 17:51:37
    Konu: MAKALE
    8.Munzur Kültür Ve Doğa Festival nedeniyle
    Hozat"ta yapılan panel konuşmasından
    Ali KAYA ( Tarihçi-Yazar)




    DOSTLARIM
    KARDEŞLERİM
    CANLARIM!
    KALDIRIN BAŞLARINIZI.
    SUÇLULAR GİBİ YÜZÜNÜZ YERDE,
    ÖZÜNÜZ DARDA DURUR DURURUZ
    KALDIRIN BAŞLARINIZI YUKARI
    BİZE GÖZ VERDİ, GÖZLEYİN DİYE!
    BİZE DİL VERDİ, SÖYLEYİN DİYE!
    EL GÖVDEDE KAŞINAN YERİ BİLİR.
    DERT BİZDE, DERMAN ELLERİMİZDEDİR.
    ARARSAN BULURSUN, VERİRSEN ALIRSIN
    İNANMAZSAN GELİR GÖRÜRSÜN.
    Pir Sultan Abdal
    Dünyada demokrasini gelişmesiyle birlikte özgürlükler alanında da önemli gelişmeler yaşanmaktadır. Eşitlik, adalet, güven, farklılıkları bir zenginlik olarak görme, doğa ve çevreyi koruma gibi evrensel değerler konusunda önemli gelişmeler yaşanmaktadır.
    Ancak bir ülkede adalet, eşitlik, güven varsa, farklılıklar zenginlik olarak kabul görülüyorsa orada demokrasi var demektir. Demokrasi değerlere saygıdır. İnsana saygıdır.
    Dünyada önemli tarihsel değerler, diller, kültürler yok olma ile karşı karşıyadır. Birçok yörede olduğu gibi Dersimde de farkında olmadan Dersim tarihi, dili, inanç ve kültürel değerleri yok olmayla karşı karşıya kalmaktadır
    Günümüzde teknoloji baş döndürücü bir şekilde gelinmektedir. Kitle iletişim araçları dünya ve yöremiz üzerindeki etkilerini görmezde gelemeyiz. Tüm teknolojik gelişmelere rağmen geçmişte olduğu gibi, bugünde egemen güçler:
    1.) Etnik toplulukları eritmek için ülke genelinde nakledilme ve dağıtmayı esas alırlar.
    2.) Kendi anadillerinde yoksun bırakarak cahilleşmelerini sağlarlar.
    3.) Etnik topluluğun ana topraklarını terk etmesi için işsiz bırakma ve diğer baskı politikalarını uygularlar.
    4.) Etnik topluluk içinde dinsel, mezhepsel, ulusal farklılıklar yaratarak böl ve yönet politikası güderler.
    5.) Bu toplulukların yaşadığı bölgeyi boşaltmak için yerleşkeleri askeri bölge ilan ederler.
    6.) Farklı inanç ve mezheplerden olan toplulukların yaşadığı bölgelere farklı inançtan din adamları yerleştirir ve farklı inanç merkezleri oluştururlar.
    7.) Etnik topluluğun yaşadığı bölgeyi yaşanmaz hale getirmek için yatırım olanaklarından mahrum bırakırlar.
    8.) Ayrı dil konuşan bir etnik topluluğun isteğine rağmen, onların dilinin kamu okullarında öğretilme ve kitle iletişim araçlarında (Basın, radyo, televizyon vb.) kullanma haklarını tanımazlar. Dil kırım tedbirleri yanında, tek tipleştirme, zora dayalı asimilasyon, etnik imha, ulusal imha gibi yöntemlere de başvururlar.
    Egemen toplumlar, diğer topluluklara eşit, adil ve güven temelinde bir yaklaşım sergilerse, o halklar/ topluluklar kendilerini mutlu ve güvende hissedebilirler. Kültürlerine ve kimliklerine saygı ise, ilk ve orta öğretimde ana dillerinde eğitim verilmesi ve ana dile işlerlik kazandırılması ile mümkündür. Egemen topluluk içinde bulunan diğer topluluklar, ana dillerinde eğitim verildiği takdirde kendilerine saygı gösterildiğine inanırlar. Egemen toplumlar, etnik toplulukların dillerini eğitimde ve bürokraside işlevsel olarak kullandırmadıkları takdirde de, o dillerin yok olmasına neden olurlar. Ancak bir dil eğitimde ve yönetimde kullanılması ile işlevsel hale gelir, gelişir ve ilerleyebilir.
    Genelde egemen toplumlar, içlerinde bulunan etnik topluluklar üzerinde baskı oluşturarak asimilasyon politikası güderler.
    Görüldüğü gibi egemen uluslar; içlerinde yaşayan etnik uluslara karşı sistematik olarak yok etme, kültürel yapılarını bozma, zora dayalı eritme faaliyetleri sürdürürler. Bunları, siyasi erkin verdiği güçle, temel edindiği ideolojinin varlığıyla, operasyonlarını sistematik ve planlı bir şekilde o halkların yaşadığı toprakların bütününde uygularlar.

    Tüm bu gelişmeler,değişimler,etkileşimler sonucunda kültürel değerlerimizi korumak giderek güçleşmektedir.Emperyalist kültürlerin kuşatması altındayız..
    Var olma, yok olmayla karşı karşıyayız. Ortaçağdan beri Dersim üzerinde uygulanan politikalar tüm acımasızlığıyla devam etmektedir. Dersim 38 de insanlık dışı uygulamalar sonucunda ağır katliamlar, kırımlar ve imhalar yaşandı.




    ANIMSATMA…

    HATAY ALEVİLERi

    Osmanlı hükümeti döneminde Mithat Paşa (Hama’yagelen Şam valisi) Lübnan Dağından, Kel Dağı’na kadar olan bölgedeki bütün Alevi önderlerini çağırttı. İçlerinden tanınmış Mukaddemler ve şeyhler olmak üzere beş yüz kişiydi.
    Hama hükümet konağında toplandı. Suriye’de işlerin düzene konulmasını ve geleceğin güven altına alınmasını ve dengelerin korunması üzerine konuşuldu.
    Mithat Paşa’nın orada bulunanlara yönelik ilk konuşması şu oldu;
    ‘’Emirler, Şeyhler! Niçin hükümete karşı asi konumda kalıyor, devletin size yüklediği yükümlülükleri yerine getirmemek, askerlik hizmetini yapmamak da ısrar ediyor, yasal hükümleri kabul etmiyor ve hükümete muhalefette direniyorsunuz?’’
    Kimseden ses çıkmayınca, Mithat Paşa kendi sorusunu kendi yanıtladı:
    Evlatlarım! Yerinize ben cevap vereyim: sizler hükümetin adaletini kabul etmiyorsunuz. Çünkü size olan davranışlarında iyi niyet belirten bir şey görmediniz, sizinle ilgili adalet ilkelerine uygun bir kararına rastlamadınız.
    Hükümetin emirlerine uymuyorsunuz. Çünkü size gelen memurlar değerli şahsiyetlerinizi aşağılamaktan başka bir şey yapmıyor, onların gözünde yenilecek bir lokmadan başka bir şey değilsiniz. Hükümet katında şikâyet iniltinizi dinleyecek kulak bulamıyor, feryadınız boşa gidiyordu. Siz hükümetin bu olduğuna inanıyorsunuz.
    Hükümete karşı asi kaldınız, çünkü dağınızda size ödevlerinizi öğretecek okullarınız, kent merkezine götürecek yollarınız, bayındırlık ve refah götürecek eserleriniz yok. Ve sizi muhalif olmaya, mizaç sertliğine iten zulüm ve saldırıdan başka şey görmediniz; bu yüzden daima asi kaldınız, inançlığı ve muhalefeti sürdürdünüz; bu doğaldır, kınanacak bir tarafınız yok!Evlatlarım sağlık koşuları, okullar, bayındırlık refah, güvenlik sağlayacağım, kendi kendinizin efendisi olacaksınız. O zaman şefkatli ananız hükümetinin de kucağında bulunacaksınız’’
    der.
    Sonra Mithat Paşa, müstakil (bağımsız) bir divanın oluşturduğu, Mısırlı Mehmet Ali Paşa gibi bağımsızlık ilan edeceğiyle suçlanarak İzmir’e nakledildi. (Suriye’yi bağımsız ilan etmeye çalışacağı düşüncesiyle Mithat Paşa ile ilişkiler kuran Mutavıra aşiretinden Havas Bey, Emir Abdülkadir El Cezai’ye Suriye’yi Fransızlar Devletine ilhak etmek üzere ittifak kurmakla suçlandı ve hapis edildiler. Havvas Bey’de ailesiyle Rodos Adası’na sürgün edildi.

    Sözde böylece dağda istiklal fikri bastırılmıştı.

    DERSİMDE VERGİ VE ASKERLİK !.

    Dersim, 1937 -1938 harekâtının sebebi olarak; hükümet, bölgede vergi toplanmamasını görüyordu. 1931 yılı ve sonrasında toplam vergi gelirlerinin yaklaşık %65’i yoksul köylülerden sağlanıyor. Vergide olduğu gibi, Ders imliler, Çanakkale Savaşında da otuz şehit vermişlerdi. Ders imlilerin askerlik görevini Osmanlı- Rus savaşına 10.500 kişi ile katılmışlardı ve 1931 de Birinci Umum Müfettişliğin verdiği bilgilere göre de hemen, hemen herkes askerlik görevini yerine getirmiştir.
    1935 Kasımda Atatürk'ün gündeme getirdiği ve aynı yılın son günlerinde kabul edilen Tunceli Kanunu ile Dersim’de önemli aşamalar kaydedilmeye çalışılmıştır.

    25 Aralık 1935 tarihinde 2884 sayılı Tunceli ilinin yönetimi hakkında yasa, T.B.M.M.'de kabul edilerek, 2 Ocak 1936 tarihinde yürürlüğe girmiştir.1936 yılında çıkarılan 2884 sayılı kanunla Dersim adının Tunceli olarak değiştiği de sürekli dile getiriliyordu.
    Tüm bu gelişmeler yaşanırken nihayet 4 Mayıs 1937 yılında yapılan Tunceli Tenkil Harekâtına Dair Bakanlar Kurulu kararı alınır.
    Belgelerde anlaşıldığı Dersime uygulanan program kararları devletin üst mercilerinin huzurunda, daha doğrusu onların istekleri doğrultusunda alınmış ve Dersime taarruz hareketi kararlaştırılmıştır.
    Bu arada 5 Mayıs 1937 yılındaki Genelkurmay Başkanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı amirliğince 62. Piyade alayı, 63. alay, 2. taburu ve 17. Tümenden oluşan kuvvetlerle şiddetli ve etkili bir taarruz hareketi başlar.
    8 Mayıs 1937 yılında 4. Genel müfettişlik kararıyla da başlayan bu hareketin ardından uçaktan atılan ilanlarda Dersim halkına şöyle denilmekte idi: Cumhuriyet Hükümetinin son şefkiat ve merhametini bildiren bu bildiriyi 24 saat çoluk çocuğunuzla okuyun, düşünün ve çabuk cevap verin. Yoksa hiç istemediğimiz halde sizi mahvedecek olan kuvvetler harekete geçeceklerdir. Devlete itaat gereklidir.
    1937’de harekât kararı uygulanır.. Aylar sonra Seyit Rıza ve arkadaşları yakalanır. Aylarca süren duruşmalar sonucunda 58 tutuklu hakkında karar kendilerine tebliğ edilir. Sanıkların 11’i idama mahkûm edilmiştir.15 Kasım’ı 16 Kasım 1937’ye bağlayan gece Elazığ Buğday Meydanında Seyit Rıza (81 yaşından 54 yaşına indirildi), Seyit Rıza’nın oğlu Hüseyin (17 yaşında iken 21 yaşına çıkarılarak idam edildi). Seyhanlı Aşiret reisi Husso Şeydi, Yusufan Aşiret reisi Kamber Ağa (96 yaşında) olduğu halde 31 yıla mahkûm edilir. Ülküye oğlu Hasan ve Mirza oğlu Ali de idam edildiler.
    Seyit Rıza, Dersimin lideriydi. Dersimde bir saygınlığı vardı. İnsan olarak onurunu koruma konusunda kararlı bir tutum takındı. Yaşadığı dönemde Dersimde okul, yol ve refah sağlayacak fabrikaların yapılmasını, milli hakların verilmesini, inançlara saygı gösterilmesini ve bir süre halktan vergi alınmamasını istiyordu. Ayrıca imar ve ihyasının yapılması, her defasında hükümet yetkilerinden talep ederdi.
    Seyit Rıza Dersimlilerin haklarına sahip çıkmaya çalıştı. Barışçıl, hoşgörülü ve bilge bir kişiliğe sahipti. Aslında siyasal ve toplumsal hedeflere varmak için şiddete dayanmayan yöntemlerden yanaydı, çatışma yerine işbirliğini sağlamaya yönelik bir kişiliğe de sahipti. O günkü siyasal iktidarların baskıcı, sert önlemlerine karşı direnme göstermiştir. Kişiliği ile geniş bir çevrenin sevgi ve bağlılığını kazandı. Bu arada siyasal arenada benimsenen bir önder olarak güçlü bir konumu olarak tarihteki yerini almıştır. O tepkisini dile getirirken o günkü yanlış uygulamaya karşı şöyle diyordu: “Senin yalanlarınla, hilelerinle baş edemedim bu bana dert oldu. Ben de senin önünde diz çökemedim bu da sana dert olsun” diyerek 15 Kasım’ı 16 Kasım’a bağlayan gece Elazığ Buğday Meydanında yaşı küçültülerek 81 yaşında, altı kişi ile birlikte idam edildi.
    1937'de Ordu tarafından 1 subay şehit, dört yaralı, 28 er şehit,46 er yaralı,1 bekçi şehit,1 bekçi yaralıdır. Dersim aşiretlerinde ise; 265 ölü,20 yaralı,27 yakalanan,849 kişi teslim olduğu belirtiliyordu.
    Tan Gazetesinde ise kayıpları şöyle belirtiyordu:
    30 şehit, 51 yaralı, isyancılardan 265 ölü, 20 yaralı, teslim olanlar 840 kişi olduğu açıklanıyordu. Dersimde 4078,Erzincan'da789,Bingöl'de126 olarak, toplam olarak 4991 tüfek ele geçirildiği belirtiliyordu.
    1938 ve sonrasında ise; tarama bölgesinde ölü ve diri 7954 kişi çıkarılmıştır.4.Genel Müfettişliğe verilen isimlerden 101 kişiden 73'ü ele geçirilmiştir. Bu bölgede 1019 silah toplanmıştır. Askerlerden 33 kişi ölürken, 1 kişi yaralanır.1942 yılına kadar zorunlu iskân devam etmiştir.
    8 Haziran 1938’de başlayan askeri harekât 15 Eylül’e kadar sürer. Yakılan köy sayısının 60 olduğu belirtilir.5–7 bin kişi batı illerine iskâna tabi tutulmuştur. Eylül 1938 sonunda kimi kaynaklarda 4000, kimilerine göre ise, 15.000 olarak belirtilen ölümlerle noktalanıyordu.

    Oysa Kurtuluş Savaşı boyunca, bütün cepheler dâhil muharebe meydanlarında 9.167 kişi (662 subay, 8505 er) şehit olmuştur. Aldıkları yaradan daha sonra ölenlerin sayısı ise 53 subay ve 1665 er denilmektedir.
    Bütün olarak değerlendirildiğinde, Dersimin içinde bulunduğu dram, çektiği acılar, çekmekte olduğu sorunları dile getirmekle bitmemektedir. 1781 yılından başlayıp çeşitli tarihlerde (1781 – 1782 – 1877- 1907 – 1908 – 1909 – 1914 – 1926 – 1930 – 1937 – 1938) Dersim üzerine yapılan tedip (eğitme), tenkil (cezalandırma) ve sürgün hareketleri devam etmiştir.

    DERSİMDE NÜFUS VE GÖÇ

    Dersimin nüfusu 1935'te 101.500,1937’110.000,1939 da 96.300,1960'da 138.800,1994'te120.800 kişi yaşamakta iken köylerin yakılması ile birlikte.1991'de 415 köy,1995'te 386 köy'e düşmüştür. Mekeze bağlı 15 köy, Mazgirt’te' 10 köy, Pülümür’de 37 köy,Nazimiye'de17 köy Ovacık'ta 51 köy, Hozat’ta 27 köy.Pertek'te1 köy, Çemişgezek’te 11 köy olmak üzere toplam 168 köy boşaltılmıştı.1991–1995 yıllar arasında Dersimde zorunlu göç yaşandı. ve nüfusu hızlı düştü. 2000 Yılı nüfusu 93.584 kişi olan Tunceli ili, Türkiye'nin en az nüfuslu ilidir. İlde 12 kişi/Km2 olan nüfus yoğunluğu, Türkiye ortalamasına göre (73 kişi / Km2) çok düşüktür. Dağınık bir yerleşim düzenine sahip Tunceli'de, İl nüfusunun % 42'si köylerde, % 58'i il ve ilçe merkezlerinde yaşamaktadır. Türkiyede en çok göç veren il olarak tarihteki yerini almıştır
    Dersim halkı yetmiş yılda nüfusunun % 70' e yakını zorunlu göçten oluşan temizlik ile nüfus yoğunluğunu kabetetti. Dersim dili, kimliği, kültürel ve siyasi hakları hükümetler tarafından yok sayıldı. ve geliştirilmeye olanak tanınmadı. Ancak Dersim insanı onurlu tarihi direnişiyle Türkiye de ve dünyada bir düşünce toplumu olmayı başarmıştır.
    Bugün kültürel değerlerimizi korumak ve zenginleştirmek, gelecek kuşaklara aktarmak, toplumsal değerlerimize sahip çıkmak gibi, zor bir çabaya her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulmuştur. Dersimin tarihi, dili ve toplumsal değerlerinin geçmişin acımasız derinliklerine gömülmemesi için bu değerlerin korunmasına yardımcı olmak için bu panellerin düzenlenmesine gerek duyulmuştur.
    Yıllardan beri önyargılı yöneticiler, Dersim insanını potansiyel suçlu olarak gördüler. Tunceli insanı insanca yaşamak için yıllarca mücadele etti. Demokrasi ve özgürlük mücadelesiyle kendisine düşen görevleri yerine getirdi. Geçmişte Tunceli insanını dize getiremeyen anlayışlar, bugün barajlar yoluyla coğrafyasını kökten değiştirmeye yönelmişlerdir.

    A-KİMLİK

    Bu değerlerin yok olmaması için; yeni bir yol bulmak zorundayız.
    Yok, olmamak için de;
    1-) Siyasi ve tarihi gerçekleri ve problemleri kavratarak tüm gençliği, dinamik ve kurucu bir kurum etrafında toplamak;
    2-)Geçmişteki katliamlar konusunda özür dilenmesini sağlamak, basın ve yayın ve diğer organizasyonlar için federasyon bünyesinde komisyonlar oluşturmak;
    3-)Dersim kültürünü ( dil, inanç vb. ), folklorunu ve günümüze kadar gelen tüm mirasını korumak;
    4-)Göçle birlikte Türkiye’nin ve dünyanın değişik yerlerine dağılmış olan insanlarımız arasında iletişim sağlamak ve onların seslerini duyurmak için ortak yayın organı çıkarmak. Bu amaçla Dersim Kültür ve Yayın Merkezinin kurmak;
    5-)Tarih ve kültürümüze ait film, foto, ses kaydı vb çalışmaları yapmak, kültürel nesnelerle ilgili basın kupürlerini toplamak, bu çalışmaları yürütürken her türlü teknik, elektronik ve bilgisayar olanaklarından en geniş şekilde yararlanarak kütüphane ve arşivciliğin geliştirilmesini sağlamak. Bir dokümantasyon merkezi oluşturmak;
    6-) Dünyada 7200 dilin var olduğu, her on günde bir dilin yok olduğu bir süreçte Dersim dilinin yok olmaması için “Dersim Dilini Araştırma Enstitüsü” hayata geçirilmeli .(Dersim Tarihi Etnografyası-Bibliyografisi ile ilgili araştırmalara ağırlık verilmeli), “Dersim Tarihi ve Dil Kurumu" oluşturmak için alt yapıyı geliştirecek çalışmalarında bulunmak ve Dersim Tarih ve Dilini Araştırma Enstitüsü kurulmasını gerçekleştirmek. "Dersim Tarihi, Etnografyası Çalışmaları ve Bibliyografisi” ile ilgili araştırmalara ağırlık vermek;
    7-)Dersim kökenli nüfusun bulunduğu bölgelerde özel radyolarda dil üzerine programların yayınlanmasını gerçekleştirmek;
    8-)Dil program kurslarını gerçekleştirmek. (özelliklede radyo ve televizyonlarda yayın hakkının verilmesi dilin gelişmesine en büyük katkıdır).
    9-Dersim ile ilgili a) Dokümantasyon sağlama, b) Basın ve yayın program geliştirmek;
    10-Dilinin ilk ve ortaokullarda seçmeli ders olarak okutulması ve yazılı hale getirilmesi için Dersim dili ve eğitim ile ilgili gramer kitabının hazırlanılması (bu dil yazılı hale getirilmediği sürece dilin ilerlemesi gelişmesi mümkün olmayacaktır)
    11-)Üniversitelerde Dersim Dilini Araştırma Enstitüsünün açılması ve üniversite kürsüler oluşturulmasına çalışmak,
    12-)Adları değiştirilen köy, kasaba şehir ve coğrafi birimlerinin orijinal adları iade edilmeli,
    13-) 12 Nisan 1991 kabul edilen anti-terör yasası ( yasa no: 3713 )’na göre zorla göçertilen köylere geri dönüşü sağlamak;
    14-) Bir Dersim Ekonomik Kongre’si toplayarak, geri kalmış bölgelere devlet eliyle ciddi yatırımlar yapılmasını sağlamak;
    15-)Munzur Üniversitesi bakanlar kurul kararlarıyla kuruldu. Bu üniversite bünyesinde Dersim dilini araştırılması için, Dersim dil filolojisi açılmalı;
    16-) Tunceli Belediye Başkanlığı bünyesinde bir Dersim Müzesi açılması için gerekli girişimleri başlatmak;
    17-)Tunceli Eğitim ve Sağlık Vakfı tarafından eğitim ve öğretim alanında başlatılmış olan eğitim projelerine maddi katkıları yoğunlaştırmak;
    18-)Dersim TV kurmak
    19-)Dernekler tarafından Dersim tarihi, dili ve kültürü ilgili konferanslar düzenlemek.
    20-)Hozat başta olmak üzere tüm ilçe ve bucaklarda cem evlerinin yapılmasını sağlamak,12 Ocak ve ziyaret yerleri onarılarak ibadethanelere dönüştürülmesini sağlamak. Bu kutsal ibadet yerlere kültürel ve dini seyahatler düzenlemek


    B-ALEVİLİK (KIZILBAŞLIK)

    ANAYASA NE DİYOR;

    Anayasamızın 2. maddesi’nde tanımlanan ve Cumhuriyet’in temel ilkesi durumunda bulunan “laiklik” tam uygulanmamaktadır. Ayrıca İslami şeriat ve Hanefi mezhebinin hizmetinde olan Diyanet İşleri Bakanlığı, “gerçek işlevini” yerine getirmediğinden kaldırılmalıdır. Çünkü 633 sayılı Diyanet yasası, Anayasaya aykırı olarak Müslüman Sünni Diyanet yapısını oluşturuyor. Ayrıca Anayasa’nın 10. Maddesi’nde; “herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetmeksizin kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye aileye ve zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar”; 24. Maddesi’nde ise “Herkes, vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir”, hükümleri yer alır.
    14. Madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla ibadet, dini ayin ve törenler serbesttir. Kimse ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya, dini inanç ve kanaatlerini açıklanmaya zorlanamaz; dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz.
    Din ve ahlak eğitim ve öğretimi devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Din kültürü ve ahlak öğretimi ilk ve orta öğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır. Bunun dışındaki din eğitim ve öğretimi ancak, kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcisinin talebine bağlıdır.
    Kimse, devletin sosyal, ekonomik, siyasi ve hukuki temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandıramaz ya da siyasi, kişisel çıkar, nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, din ya da din duygularını ya da dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz.
    İnsan Hakları Bildirgesi’nin 18. Maddesi; “Herkesin düşünce, vicdan ve din özgürlüğü hakkı vardır. Bu hak, din veya topluca, açık olarak ya da özel biçimde öğrenim, uygulama, ibadet ve dinsel törenleri açığa vurma özgürlüğünü içerir”, der.
    Anayasamıza göre Türkiye laik ve demokratik bir ülkedir, yukarıda aldığımız maddelerden de anlaşılacağı gibi, “din ve ibadet özgürlüğü” yasal güvence altına alınmıştır. Ne yazık ki “yurttaşlar arasında ayırım yapmamak, yasaları yurttaşlara farklı uygulamamak” hükümlerine karşın Alevilik hâlâ resmi düzeyde “yok” sayılmaktadır.

    Diyanet’in Dünü-Bugünü

    3 Mart 1924’te kaldırılan halifelikten sonra şeyhülislamlığın yeni bir biçimi ve devamı niteliğinde olan “Şeriye Vekâleti” de kaldırılmış, yerine İslam dininin inanç ve ibadetlerine ilişkin hükümlerini içeren işlerini yürütmek amacıyla “Diyanet İşleri Reisliği” kurulmuştur. 22 Haziran 1965’te kabul edilen yasa ile Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kuruluş ve görevleri yeniden düzenlenmiştir. Bu kuruluş yasası 26 Nisan 1979 tarih ve 1982 sayılı yasayla önemli ölçüde değişikliğe uğramış, 18 Temmuz 1984’te çıkarılan kadro kararnamesine göre Diyanet İşleri Başkanlığı merkez ve taşra teşkilatı son şeklini almıştır.
    Bu yasada Diyanet İşleri Başkanlığı’nın görevi “T.C. vatandaşlarına din hizmeti(!) götürmek” olarak tanımlanmaktadır.
    Diyanet İşleri Başkanlığı kuruluşundan günümüze Hanefi mezhebinin bir kurumu işlevini görmektedir. Kurumda 94,579 kişilik personel görev yapmaktadır. Yılda yapılan cami sayısı ortalama 1,500’dür. Diyanet İşleri 2010 yılına kadar yani altı yıl içinde 33,100 cami yapımını daha hedeflemektedir. Halen 73,523 olan cami sayısı bu sürenin sonunda 106,623’e çıkacak, aynı plan çerçevesinde 2700 ilave ile Kuran kursu sayısı da 7700’e yükselecektir.
    1992 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesi 3 trilyon lira, 1993’te 3,7 trilyon, 1994’te 8,5 trilyon, 1995’te 12 trilyon, 1996’da 43 trilyon, 1997’de 47 trilyon, 1998’de 93 trilyon, 1999’da 253 trilyon, 2000’de 350 trilyon, 2001’de 372 trilyon, 2002’de 475 trilyon, 2003’te 713 trilyona çıkmıştır.
    2004’te 997 trilyon 437 milyar liraya çıkmıştır. 9 bakanlığın bütçesinden daha fazla ödenek ayrılmıştır. 2004 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı’na 15,000 ek kadro tahsis edilmesi planlanmıştır. 2005 ‘te bir katrilyon 122 milyar,2006 da 1 katrilyon 308 trilyon,2007’de,2 katrilyon;2008 yılında ise, 1.221.608 katrilyon ile birlikte Diyanet vakıf gelirleri eklendiğinde bu rakam 2 katrilyona çıkmaktadır.

    2003 yılı itibarıyla imam hatip lisesini bitirenlerin sayısı 511.000’i aştığı anlaşılmaktadır..Bu sayılar eğitim düzeninde yaratılan çarpıklıkları ortaya koymaktadır. Normal okullarda bir öğretmene 27 öğrenci düşerken imam hatip liselerinde 10 öğrenciye bir öğretmen düşmektedir. Açılışından bu güne imam hatip okullarından ve kuran kurslarından mezun olan öğrenci sayısı 3.622.062’dir. Bu öğrencilerin %62’sinin kız olması düşündürücü. Bu öğrencilerin ancak %2’si imamlık yapmaktadır. 2004 yılı itibariyle imam hatip lisesi mezunlarının sadece %7,4’ü camilerde din adamı olarak görev yapmaktadır. Bu gerçek, imam hatip liselerinde eğitim gören öğrencilerin ancak %12’sinin “imam hatip” olmak istediğini doğrulamaktadır.
    1945 yılında köylerdeki cami ve mescit oranı 6,7 iken, 1960’ta yüzde 75,3’e çıkmıştır. Bu dönemde din birden keşfedilmiş, yaklaşık 11 kat artmıştır. Cami ve mescit sayısı, “Köy Enstitüleri”nin kapatılıp bunların yerine cami ve mescit yapılmasıyla hızla yükselmiştir. Oysa Avrupa’da hiçbir devlet dinle ilgili çalışmalarda maaş ödememekte, ibadet yerlerinin elektrik, su ve doğalgaz ihtiyaçları için ödenek ayırmamaktadır.
    Alevi-Bektaşi Kültürü Baskı Altında

    Türkiye’de tartışmalı olmakla birlikte en az 15 milyon, en fazla 25 milyon Alevinin-Bektaşi’nin varlığından söz edilmektedir. Diyanet İşleri Başkanlığı Alevilerin-Bektaşilerin ve diğer inanç gruplarından kişilerin verdiği vergilerle “yaşıyor” olmasına karşın, din adı altında Hanefi mezhebinin propagandasını yapmakta, hatta öteye geçerek Alevi-Bektaşi kitleleri aşağılayıcı ve horlayıcı bir düşmanlık zihniyeti içerisinde davranmaktadır.
    Bu tavır, geçmişte yaşananların bir devamı niteliğindedir. Orta Asya’dan ve Moğol askerlerinin önünden kaçarak Anadolu’ya gelen ve Anadolu’yu aydınlatan Edebali, Hacı Bektaşi Veli, Ahi Evren, Karaca Ahmet, Hacı Bayram Veli, Yunus Emre gibi Alevi önderlerdir. Hem Moğolların hem de Selçukluların baskıcı, haksız yönetimine karşı çıkmışlardır. Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda Edebali büyük rol oynamıştır. İlk dönem padişahları Aleviliğin örgütlü kolu olan Ahilik inancındaydılar. I.Osman’ın adı Grek kaynaklarında “Athman”, Alevi menkıbe namelerinde ise “Otman” olarak yazılmıştır. Lois Masignon ve İrene Melikoff, Osman Bey’in adını bir Bektaşi velisine borçlu olduğunu düşünür. Orhan Bey savaşlarda Abdal Musa, Abdal Murat, Geyikli Baba gibi Alevi dervişlerini yanında bulunuyordu. Orhan Bey Ahiliğe dahi girmiştir. Osman Bey’in oğlu Alaaddin de Ahi
    örgütündeydi.
    Tüm bunlara karşın Anadolu Selçuklu Sultanı Alâeddin Keykubat döneminde (1239 yılında) Babailer (Baba İshak-Baba İlyas) İsyanı’na katılanlar kılıçtan geçirilip esir alınmıştır. Bayezid 1502 yılında Anadolu’daki birçok Alevi-Bektaşi’yi Rumeli’ye sürgüne göndermiştir.
    Avustralyalı tarihçi Joseph Hammer Yavuz Sultan Selim döneminde bir Alevi-Bektaşi katliamından söz etmektedir. Yavuz Sultan selim öncelikle Rumeli ve Anadolu’da Alevilikle suçlananların bir listesini hazırlatıp, 7 yaşından 70 yaşına kadar Caferi mezhebine mensup oldukları belirtilen 40 bin kişinin boynunu vurdurmuş ve geri kalanları hapse mahkûm ettirmiştir. Öldürülenler çoğunlukla Der simliydi. Ve Hacı Rüstem’in yakın çevresine mensuptular.
    Fetva Verilerek Katledilen Kızılbaşlar Kanuni Sultan Süleyman Döneminde Baba Zünün, Kalender Çelebi, Seyit Bey, Kabız gibi Alevi ayaklanmaları sonucunda İbn-Kemal, Ebu Suud gibi şeyhülislamların çıkardığı fetvalar sonucunda Kuyucu Murat Paşa Anadolu’da Alevi Kızılbaşların kırımıyla görevlendirilmiş, Binlerce Alevi-Bektaşi kuyulara doldurularak katliamları gerçekleştirilmiştir.
    Dönemin şeyhülislamı Kemal Paşazade (İbn-i Kemal) aşağıdaki meşhur fetvasını vermiştir:
    “Her türlü hamd ve sena kudret ve kerem sahibi yüce Allah’a olsun salatü selamda doğru yolu gösteren Hz. Muhammed’e ve hak yolda ona tabi olanlara olsun.
    Haberlerde geldiğine göre, aşırı şiaya bağlı bir grup, Ehl-i sünnet ve’l-cemaat yolunda olan Müslümanların memleketlerinin pek çoğunu işgal ettiler. Oralarda kendi batıl mezhep ve görüşlerini yaydılar.
    Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman hakkında küfr-fena-sözler söylediler. Bunların halifeliklerini inkâr ettiler. İlim erbabına ve içtihat yapan müçtehitlere hakaretler savurdular. Onların başında bulunan Şah İsmail’in takb ettiği aşırı Şia-mezhebinin yolunu, gidilecek en kolay ve en doğru yol zannettiler. Onlara göre Şah dinde sınırsız yetkiye sahiptir. Onun dinde helal kıldığı helal, haram kıldığı haramdır. Mesela, Şah içkiyi helal kılmıştır, öyle ise içki helaldir... netice olarak onların kötülükleri ve küfürleri sayılmayacak kadar çoktur.
    Buna göre biz, onların küfür ve irtidatlarında asla şüphemiz yoktur. Ülkeleri Daru’l Harbdir. Erkekleri ve kadınları ile evlenmek caiz değildir. Onların çocuklarının hepsi nikâhsız ‘veledi-i zinadır’ kestikleri hayvanlar mundardır, yenmez. Onlara mahsus olan kırmızı başlığı ‘Börk’ zorlama olmadan, sırf onların emaneti diye giyenin, büyük ihtimalle küfründen korkulur. Çünkü bu açıkça küfür ve inkâr alametidir.
    Bunlar hakkında verilecek hüküm: Dinden dönenler hakkında verilecek hüküm ile aynıdır. Memleketleri, Daru’l-Harb, malları, kadın ve çocuklarının Müslümanlarca yağmalanması helaldir. Erkeklerden bu sapık yolu bırakıp Müslüman olanlar serbesttir. Kabul etmezlerse hakları kılıçtır, öldürülürler. Savaşa gücü, kudreti olan Müslümanların onlarla savaşması farz-ı ayindir.

    I.Murat döneminde Kara Rüstem’in önerisiyle 1362–1389 yılları arasında Yahudi ve Ermeniler hariç Hıristiyan nüfustan toplanarak kurulan Yeniçeri Ocağı, II. Mahmut döneminde 1826 yılında kaldırıldı. Sultanahmet Camii çevresinde yoğunlaşan çatışmalarda üç bin yeniçeri olay sırasında öldürüldü.78 bin yeniçeri At meydanındaki kışlalara sıkıştırılıp önce top ateşi ile sonra binalarıyla birlikte yakılarak yok edildi. Yakalanan yeniçeriler idam edildi. Belgrat ormanlarına kaçan yeniçeriler ise ormanla birlikte yakıldı[3]. Alevi-Bektaşi Dergâhları kapatıldı; Zade Baba, Kıncı Baba, Salah Baba olmak üzere Bektaşilerin önde gelen Dede-Babaları idam edildi. Çoğu tekke dedesi sürgüne yollandı. Bektaşi tekkeleri yağmalandı; mezar taşları bile kırıldı.
    Tekkelerin malları yağmalandı, malvarlıkları Nakşibendî tarikatına verildi. Hacı Bektaşi Dergâhı’nın başına Nakşibendî Şeyhi Kayserili Mehmet Sait Efendi getirildi. Bu Nakşibendî şeyhinin ilk icraatı dergâha cami yaptırmak oldu! Birçok Alevi-Bektaşi katledildi. Dergâhların başlarına Nakşibendî tarikatına mensup olan kişiler getirildi. Katı bir Sünni olan IV Murat döneminde 3 bin Alevi-Bektaşi çatışmalarda, 7–8 bin Alevi-Bektaşi de idam edilerek katledilmiştir. Abdülhamit döneminde ise kurulan “Hamidiye Alayları” Alevi- Bektaşilere karşı can kırım merkezleri haline dönüştürülmüştür.
    Cumhuriyet’e gelince; Mustafa Kemal Ankara’ya giderken 3 Aralık 1919 tarihinde Hacı Bektaşi kasabasına uğramış ve Alevi-Bektaşilerin desteğini istemiştir. M. Kemal-Cemalettin Efendi görüşmesinde Cumhuriyet üzerinde durulur. Cemalettin Efendi Atatürk’ten cumhuriyet düzenini getirmesini ister. Atatürk de Cemalettin Efendiye kararlı bir sesle “O mutlu günün ilanına kadar aramızda kalmak koşuluyla evet Çelebi Hazretleri” der. Cemalettin Çelebi, Kurtuluş Savaşı’nda kullanılmak üzere 1800 atını Mustafa Kemal’e teslim eder. Kurtuluş Savaşı’nda ve Cumhuriyet’in kurulmasında Alevi-Bektaşiler büyük ölçüde Mustafa Kemal’in yanında yer aldılar.
    Ne var ki Cumhuriyet sonrasında önceki gelenek bozulmamış ve Alevi-Bektaşilere yönelik katliamlar sürmüştür.
    Kaynaklara göre ise on beş binden fazla Ders im’li Alevi katledilmiş, binlercesi sürgün edildi.

    Sonuç Değişti mi?

    AB’ye üye yolundaki Türkiye’de, tek ulus, tek soy kuramının desteklenmesi amacıyla asimilasyoncu politik propaganda ve uygulamalar yapılmıştır. Sonucunda Bu nedenle hâlâ manevi bakımdan arınmamıştır. Asimilasyoncu politika gereği kendinden olmayanı insan olarak görmedi, Dersimin köylerini ateşe verdi. Devletin hâlâ mağdurların çocuklarından ve torunlarından özür dilememesi ve simgesel bir maddi tazminat ödenmemesi yakışıksız kalmıştır. Olay uluslararası komisyonlara intikal etmemiştir. Avrupa üyesi olmak isteyen ülkeye yakışan hareket, geçmiş katliamlardan dolayı mağdurların bugünkü torunlarından resmen özür dilemesi ile ancak bu sosyal yara nispetten sarılabilecektir.
    Amaç kin, nefret, düşmanlık, ayrılık gayrlılık yaratmak değil, savaşların, katliam ve politikaların ne denli insanlığa zarar verdiğini, düşmanlıkların nelere yol açabileceğini göstermek ve insanlık dışı uygulamaların boyutunu ortaya koymaktır.
    Bunun için resmi tarihçilerimizden ve yetkili politikacılardan bu özrü beklemek bir yerde devletimizin Avrupa’da sempati kazanmasına, yeni neslin ders çıkarmasına ülkede barış ve huzurun tesis edilmesine büyük katkı sağlayacağı inancını taşımaktayız.
    Neden hâlâ Alevi-Bektaşi dernek ve vakıflarının ad ve tüzüklerinde yer alan “Alevi-Bektaşi, cem, cem evleri” tanımlamaları soruşturma-kapatma nedenleri sayılıyor? Neden Alevi-Bektaşi dergâhları birer inanç merkezi olarak kabul edilmiyor. Yönetimleri Alevi-Bektaşilere bırakılmıyor. Neden ders kitaplarında, sözlüklerde, ansiklopedilerde ve Milli Eğitim Bakanlığı’nca önerilen yardımcı ders kitaplarında, Aleviliği aşağılayıcı tanım, niteleme ve göndermeler ortadan kaldırılmıyor. Neden Alevi- Bektaşi köylerine zorla cami yaptırılıyor. Alevi-Bektaşi çocuklarına neden okullarda zorunlu din dersi dayatılıyor. ?
    Çünkü Alevi-Bektaşiler demokrasinin, laikliğin, çağdaş değerlerin, insan haklarının, adaletin, eşitliğin gerçek savunucularıdırlar. Alevi-Bektaşiler olarak Anayasa’nın 2, 14 ve 24. maddelerinde düzenlenen din ve inanç özgürlüğü kapsamında mücadelelerini sürdürmeye devam edecekler. Ya Diyanet İşleri Bakanlığı’nın tümüyle ortadan kaldırılmalı ya da tüm inanç guruplarına eşit, âdil davranılmalı, bütçeden nüfus oranında pay ayrılması sağlanmalıdır.

    Aleviler inançlarını yerine getirmeleri için;

    1-Diyanet İşleri Başkanlığı toplumdaki bütün dinsel ve mezhepsel katmanların dinsel inançlarını karşılayacak şekilde yeniden düzenlenmelidir. Nüfus oranında pay verilmesini, Diyanet İşleri Başkanlığı özerk bir konumuyla ancak, gerçek işlevini yerine getirebilir ve tüm inanç gruplarını inançlarını bu şekilde temsil edebilir
    2-Alevilerin ibadet yeri Cem Evi olarak kabul edilmesini,
    3-Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinde Aleviliği yer almadığı ve İslam içindeki yerinin belirlenmediği görülmüştür. Okullarda tamamen Sünni teoloji anlatılmaktadır. İnanç farklılıkları göz ardı edilmektedir.
    4-İslam’ın Arap–Emevi yorumu öne çıkarılmıştır.
    5-Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi kitaplarında Kuran ve Ehlibeyt, Alevilik ahlak yasası ve anlayışları, Alevilikte Cem, 12 hizmet, Semah, Musahiplik, Kirvelik, Hızır ve Muharrem oruçları, dört kapı, kırk makam, üç sünnet, yedi farz, on iki farz, Alevilik Edebiyatı, Alevilik Erkanları ve İbadetlerinin mutlaka yer almasını
    6-Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersleri mezhepler üstü model şeklinde yeniden hazırlanmasını,
    7-Emevi ve Abbasiler döneminden beri süre gelen, Din kitapları ve ansiklopedilerde Aleviler- Ehlibeyt hakkında uydurulan hadislerden ve devlet arşivindeki kitap ve belgelerdeki aşağılayıcı, kötüleyici, sözcük ve kavramlardan arındırmasını,
    8-Alevi Edebiyatını tanıtıcı okuma parçalarının kitaplarda yer almalıdır. Bu nedenle Alevi inancına saygı gösterilmesi ve yanlıştan vazgeçilmesini,
    10-İmar kanunu ve Köy kanununda değişiklik yapılarak tıpkı Cami, Kilise, Sinagog, Havra gibi Alevilerin ibadet yeri olan Cem evlerine yer ayrılmasını,
    11-Elektrik, su, doğalgaz ve diğer giderleri karşılanmasını ve Sünni cemaatin ibadethanelerine verilen devlet desteğinin aynısı Alevi ibadet yerleri olan Cem evlerine ödenek verilmesini,
    12-Alevi inanç önderlerini çağın gereklerine göre yetiştirebilecek orta ve yüksek öğretim kurumları oluşturulmasını,
    13-Alevi toplumunun kendilerini ifade edebilecek inançlarını icra edebilecek inanç ve ibadet usullerinin kabullenmesini ve özel bir yasayla mutlaka yasallaştırılmasını,
    14-Devlet Alevileri potansiyel suçlu görmekten vazgeçmeli, Alevilere karşı eşit, adil, inançlarına saygı temelinde hareket etmesini,
    15-Bağlamanın okullarda enstrüman aracı olarak kabul edilmesini,
    16-Devlet Alevilik inancını tarihi ve kültürel yönüyle de insanlara tanıtacak T.V. programlarına yer vermesini,
    17- Muharrem Orucu, Hızır Orucu, Nezruz Bayramı ve Gardir-u Hum günün dini bayram olarak kabul edilmesini talep etmektedirler.
    Aleviler, yıllarca bu talepleri dillendirmelerine rağmen, geçmiş yöneticiler ve hükümetler gibi AKP hükümeti de, Alevilerin bu haklı ve masumane taleplerine bugüne kadar kulak tıkamışlar ve engellemek içinde elinde geleni yapmaktadırlar.
    AKP, hükümeti başta olmak üzere, Cumhuriyet dönem hükümetleri, Alevilerin yaşadıkları sorunlara çözüm getirmediler. Hükümetler göstermelik vaatlerle yıllarca Alevileri aldattılar. Ve aldatmaya da devam etmektedirler.


    C- KİŞİLİK

    DERSİMDE GÜNCEL SORUNLAR

    Tunceli’de geçmişte olduğu gibi, günümüzde en büyük sorun işsizlik, eğitim, sağlık,
    göç ve kültürel değerlerin erozyona uğramasıdır. Dersimli gençler zekidir. Ateşi maşa ile tutmasında bilirler, Son dönemlerde Dersim gençliğini depolitize etmek için bir kısım oyunlar oynamaktadırlar.

    1-) Kültürel derneklere aktif katılım giderek azaldı. Gençlerde Mankurtlaştırma eğilimleri giderek arttı
    2-) Dejenere olmuş Dersimliler de uyuşturucu madde, alkol kullanımı ve suç oranı arttı. .
    3-) Okullaşmaya ve yüksek öğrenime olan ilgi giderek azaldı. Çocuklarımızı mutlaka okutalım.
    4-) Halkın dinsel ve ulusal sorunlarına ve de kendi geleneklerine olan inanç ve ilgi azaldı.
    5-) Yurt içi ve dışında dayanışmalarda kopukluklar yaşanmaktadır. Federasyonlar arasında birlik sağlanamamaktadır.
    6-) İl ve ilçelerde, kampanyalarla kitap toplanarak kütüphaneler oluşturma işi yapılmamıştır. 7-il ve ilçelerde işsizlere iş, saglık ve eğitim sorunlarına çare- çözüm odaklı birimler oluşturulmalı.
    Örneğin; Hozat Belediye Başkanlığı'nın önderliğinde; ev ve el sanatları, tarıma dayalı enterge projeleri, arıcılık, et-süt tipi kombine ırk besiciliği, tulum peyniri üretimine yönelik kooperatifleşmelere gidilmelidir. (Bkz Ali Kaya; Dersim Tarihi sf.536)
    Bu nedenle kalıcı değerleri yaşatmak ve hedefe ulaşmak için; Belediye Başkanlıkları veya kurumlarımız önderliğinde esaslı bir kampanya başlatılır ve bu projeler hayata geçirilirse tarihe karşı görev ve sorumluluğumuzu yerine getirmiş oluruz. Tarihini, kültürünü, dilini ekmek, su ve hava kadar önemsemeyen bir halk kölelikten kurtulamaz. Anayurdumuzun bir parçası olan Dersim, insanlığın da beşiğidir. İnsanı en yüce değer olarak gören, sevgi ve hoşgörüyü savunan düşünceleriyle çağları aşan, insanlık ve uygarlığın en güzel inançları Dersim’ de var olmuştur.
    Dersim zorbalara karşı özgürlüğün, hakkın, emeğin, eşitliğin, sevinçlerin, acıların, hüzünlerin, yoğunlaşmış ifadesidir. Dersim, toprağıyla, nehirleriyle, bitkileriyle, böceğiyle, Munzur ve Düzgün Baba’yla halkın yaşam kaynağıdır. Bir toplumda adalet, güven ve ahlak hâkim olursa o toplum hedefine ulaşır
    Bunun için hedefimiz ekonomik ve inanç güçlerimizi birleştirmeliyiz. Akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederek yol haritasını çizmek zorundayız. Halkı ve özgürlüğü sevmek, ancak ve ancak toplumsal görev ve sorumluluklarını yerine getirmekle mümkündür. Sorunları çözmek için çaba harcamak, sorumlu ve görev bilinci içinde olmak zorundayız.
    Ülkesiz bir yaşam olabilir mi? Bunun için diyorum ki bu değerleri yaşatmak herkesin görevi olmalı. Dünyada her ulusun varlığı, değeri, özgürlüğü ve bağımsızlık hakkı, sahip olduğu ve yapacağı uygar yapıtlarla orantılıdır. Uygar yapıtlar ortaya koymayan toplumlar özgürlük ve bağımsızlıklarından yoksun olmaya mecburdurlar.
    Bunun için Dersimin aydınları, yazarları, ressamları, müzisyenleri inadına daha çok yapıt ortaya koymalıdırlar. İş adamları da daha çok yatırımlarını yöreye yapmalılar. Karın üzerine tohum atılmaz, kültürünü, töresini ve tarihini yaşatmak kara değil, verimli toprağa tohum atmaktır. İşte o verimli toprak Dersim toprağıdır. Damarlanmazda sadece kan değil, atalarımızın deneyim ve ümitleri dolaşıyor, onların hâlâ yaşayan anıtları ve gelenekleri sayesinde kim olduğumuzu, nereden geldiğimizi ve olmak istediğimizi anlayabiliriz.
    Bu önerilerin gerçekleşmesi için Dersim aydınları, Dersim kimliği, ortak düşünce etrafında birleşmek zorundadırlar. Türkiye’de farklı dillerden, mezheplerden, inançlardan ve etnik gruplardan insanların kimliklerin rahatça yaşayabilmesi ve kendilerini ifade edebilmeleri için inanç ve dillerin mutlaka anayasal teminat altında olması gerekir. Dil hiç kuşkusuz insanlar arası en önemli iletişim aracıdır. Bununla birlikte onun işlevi, bilgi, düşünce ve duygu aktarımı veya iletişimle sınırlı değildir. Büyük iletimsel gücü nedeniyle, dil etnik kökene, sınıfa, cinsiyete, ırka bakmadan insanlara dünyayı yaşatmakla kalmaz, dünyayı ve gerçekleri de yaratır. Edebiyat, siyaset, bilim, din ve kültürün diğer tezahürleri, dil olmaksızın tasavvur edilemez. Dil bir iktidar kaynağıdır. O aynı zamanda toplumdaki iktidarın yapısı ile yakından ilgilidir.
    Walter Benjamin derki;
    "Her gerçek dil, kendi meskeninde ve kendi atalarının saraylarında barınır". Dersim dili de kendi ana vatanında gelişir. Manevi köprüleri sağlam tutan, kültürleri yaşatan dildir. Dil bir köprüdür. Tarih bir köprüdür. İnanç bir köprüdür. Bunun için köklerimize inmeli, tarihimiz içinde bir olmalıyız. Ve bütünleşmeliyiz. Dersim kültürü bütün insanlık tarihinin kültürüdür.
    Yıllarca toplumumuz, açlığa, yokluğa, yoksulluğa teslim edildi. Cehaletle kuşatıldı. Horlandı. Aşağılandı. Kültürü, tarihi, dili, inançları yok sayıldı. Sindirildi, direnenler etkisizleştirildi, sürgün edildiler. Dersim önderleri bu haksızlıklara, adaletsizliklere ve eşitsizliklere karşı yıllarca direndiler.
    Tıpkı Hz. Hüseyin gibi,”zilletle yaşamadılar, izzetiyle hakka yürüdüler”.
    Seyit Rıza gibi,” yalan ve hileler önünde diz çökmediler”. İmam Hüseyin’inin yolundan devam ettiler. Şimdi ne yapılmak isteniyor? Köyler göce zorlanıyor, ormanları yakıyorlar. Yöreye yatırım yapmayarak işsiz bırakıyorlar. Barajlar yaparak Tunceli ilini il olmaktan çıkarmayı hedefliyorlar. Bunun için köyümüze, ilimize, yöremize sahip çıkalım görevlerimizi ve sorumluluklarımızı yerine getirelim.
    Osmanlıdan beri, Dersimliler, mankurtlaştırılıyor. İşin en korkunç olanı gençliğimiz yabancılaştırılıyor. Kendi değerlerinden uzaklaştırılıyor. Kimliksiz., kişiliksiz, geçmişini reddetme, hatta toplumuna ihanet etme ile karşı karşıya kalmış bir gençlik yetiştiriliyor. Bunun için gençlerimize sahip çıkalım. Sosyal aktiviteler yönlendirelim.
    Hz. Ali diyor ki;” zulme ve zalime boyun egen, hem hakkından olur, hem de şerefinden olur”. Bunun için hem hakkımızı, hem de şerefimizi korumalıyız
    Tüm bu olumsuzluluklara rağmen inanç ve ekonomik güçlerimizi birleştirmeliyiz.,Birbirimize destek vermeliyiz, birleşmeliyiz. Güç birliği yaparsak bu olumsuzlulukları aşacağımıza inancım tamdır.
    Bir Çin atasözün de derki;” Bir yılı düşünüyorsanız buğday ekin, on yılı düşünüyorsanız, ağaç dikin, ama yüz yılı düşünüyorsanız insan eğitin”.Bu nedenle mutlaka çocuklarımızı okutalım. Destek verelim.
    Dersim bizim için kutsaldır Bu kutsal topraklarda yaşayan atalarımız özgürleşmek için uzun mücadeleler verdiler. Onlara saygımız varsa; bu güzel tarihimize, dilimize, inancımıza, örf, adet, törelerimize ve coğrafyamıza sahip çıkalım.
    Hz. Mevlana’da diyor ki, “İnsanın en hayırlısı insana yararlı olandır”. Bunun için birbirimizi sevelim, sayalım birbirimize faydalı olalım.
    Bu topraklarda Sarı Saltık, Sultan Seyit, Sultan Baba, Düzgün Baba’lar var. Bizim için kutsaldır... Bu toprakların kokusunu, havasını severiz, hava da kutsaldır. Nasıl kutsal olmasın ki? Atalarımız ilk nefeslerini burada aldılar, son nefeslerini burada vermişlerdi. !
    Bu topraklar üzerinde yaşayan her şey bizim için değerlidir. Saygı gösterelim, saygı duyalım. Dersimi seviyorsanız, Dersime ikrarlı olalım, nefesimizi nerede verirsek verelim, Dersimi aklımızdan çıkarmayalım, sahiplenelim. Çünkü yarınını bugünde kurmayan toplumların geleceği karanlıktır. Akılı, bilimsel ve yüksek ahlaklı toplumumuz için çalışmayı ilke edinmeliyiz.
    .Nasıl sahiplenebiliriz;


    ÇÖZÜM:

    “Ya bir yol açın,ya bir yol bulun,yada yoldan çekilin”.!(Ted Turner)

    H. Gandi diyor ki,"sevgi insanların şiddet hayvanların kanunudur" gelin sorunları sevgi ile çözelim. Ayrılıklar çözüm değil, bakınız Avrupa birliği tek devlet olma yolunda ilerliyor, insanlar farklılıkları bir zenginlik olarak görüyor, insanca yaşamak için mücadele veriyor, ilkel anlayışlar, faşit yöntemler çözüm getirmedi, getirmeyecektir.
    1-Dersimde geçmişte çok acı olaylar yaşandı. Bu acı olaylardan ders çıkarmak, hatırlanmalı ve kan davasına düzüştürülmemelidir.
    2-Bölgede güvenin sağlanılması için her türlü şiddet ve yöntemlerine karşı çıkmak, kuvvet kullanmadan, güce başvurmadan ve asimilasyon politikalardan uzak barışçıl diyaloglar geliştirilebilecek yaklaşımlar içinde bulunmalıdır.
    3-Barışı ve geleceği hedefleyen ve birlikte kardeşçe yaşayabileceğimiz çözümlerden yana olmalıyız. Çözümü zorlaştırıcı öneri, dayatma ve üsluplardan sakınılmalıdır.
    4-.Temel insan haklarına, uluslararası sözleşmelerde yer alan sosyal, kültürel, inançsal ve siyasal hakların eksiksiz uygulanmalıdır.
    5-Yöremiz yıllarca ekonomik olarak ihmal edilmiştir, öncelikli olarak ekonomik kalkınmaya ağırlık verilemeli ve yöre insanımıza, insanca yaşayabileceği koşullar hazırlanarak birlikte yaşama projesine dönüştürülmelidir.
    6- Munzur A.Ş. tarafından başlatılan bölgeye yatırım projesi desteklenerek gerekli maddi katkılar sunulmalı.
    7- Tunceli Eğitim ve Sağlık Vakfı tarafından eğitim ve öğretim alanında başlatılmış olan eğitim projelerine maddi katkılarla yoğunlaştırılmalı.
    8-Toplum olarak değerlere sahip çıkmanın ön ve tek koşulu yöremize yatırım yapmak, işsizlere iş imkânı yaratmaktır. Sizde çok iyi biliyorsunuz,"aç olan insanlar değerlerini yer" toplum olarak daha fazla değerlerimiz erozyona uğratmaya meydan vermeden mutlaka yöremize yatırım yapılmalı, yaptırmalıyız.
    9-Yerel yöneticilere gelince; kamu görevini yürütenler bölge halkına karşı kin, nefret ve düşmanlık duyan kişilerden mutlaka arındırılması gereklidir.
    10-Bölge halkını seven, her türlü farklılıkları bir zenginlik olarak gören, eşit, adil, halkı seven, makul, medeni, barışçıl yöntemlerle halkla el ele vererek sorunlara çözüm getiren kişilerce yürütülmesi gerekir. Bölgede uygulanacak politikalar ahlaken, fikren ve aklen doğru bir yol izlenmelidir. Her türlü şiddetten uzak huzur ve güven ortamı hazırlanmalıdır. Yöre halkının ekonomik kalkınmasına ve halkın refah payının artmasına destek olmalıdırlar.
    Geçmişte; Dersim’de okul, hastane açmak, işsizliği önleyici ve refah artırıcı ekonomik tedbirler alma, dil, tarihi ve kültürel haklara saygı göstermek yerine, her dönemde olduğu gibi askeri çözümler önerilmiş ve bunu bilinçli olarak dayatmışlardır. Bu dayatmalar sonucunda, Dersim, canını, malını korumak için tedbirler almak zorunda kalmıştır.
    Dersimin doğal yapısından kaynaklanan sorunlar, aşiretlerin yapısı, özellikle mezhepsel baskılar, sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasal sorunlar geçmişte olduğu gibi, günümüz de dahi devam etmektedir. Geçmişte uygarca çözümlenmeyen bu sorunlar 21. yüzyılda hala ilkel zihniyetlerle çözüm aranmaya çalışılıyorlar. Hırsla, öfkeyle, akıldışı, yöntemlerle sorunlar hiçbir dönemde çözümlenememiştir. Tüm çabalara rağmen sonuçta bir dizi askeri ve siyasi önlemler alınmış, alınan tüm kararlar bir askeri harekete dönüşmüş ve Dersimde yapılan tüm idari düzenlemeler halkın huzurunu ve güvenini sağlayamamıştır.
    Halkın bilgisiz, yoksul ve cahil olması, feodal aşiret düzeninin sürmesi, yönetimlerin kitlelerin sorunlarına, taleplerine askeri önlemlerle çözüleceğine inanmaları, Dersim sorununu çözmemiştir. Sağlık, eğitim, idari ve ekonomik alanlarda tek bir iyileştirme yapılmamıştır.
    Dersim sorununun çözümü hakkında yazılan yazılar, öneriler birer odayı dolduracak kadar çok olmasına rağmen içerik olarak hepsi, her defasında kâğıt üzerinde kalmış ve her defasında geçmişte olduğu gibi günümüzde de düşünülen öneriler, çözümler, tekerrürden öteye gitmemiştir. Hükümetler her defasında ibret duygusuyla hareket ederek öç almak, düşmanlık yar yaratılarak ayrı gayrı davranışlar içersinde bulunulmuşlardır. Dersim halkı ötekileştirilmiş, horlanmış kültürel farklılıklar doğal zenginlik olarak kabul görülmemiş ve aşağılanmıştır.
    Devlet yöneticileri ve hükümetler, Dersimliler’in diline, kültürüne, folkloruna, gelenek, görenek ve inançlarına saygı göstermiş olsalardı ve bölgeye refah, bayındırlık, sevgi, dostluk, ekonomik kalkınmayı götürmüş olsalardı, Dersimliler bu denli acı çekmezlerdi. Askeri çözümler yerine daha çağdaş ve bilimsel yaklaşımlar sergilenerek sorunlar çözümlenirdi.
    Demokrasiye bağlı, insan hakları bazında çözüm aramak en bilimsel ve akılcı yoldur. Birlikte ve kardeşçe yaşamanın koşullarını yaratmalıyız. Günümüz çağdaş insanı sorunlara uygar ve demokratik açılardan bakması gerekir. Bu sorunların tek çözümü de buradan geçmektedir. Barış ve huzur bu şekilde sağlanır.
    George Santayana 'nın söylediği gibi
    "Geçmişlerini hatırlamayanlar, tekrarını yaşamaya mahkûmdurlar.
    Son ağaç kesildiğinde
    Son ırmak kuruduğunda,
    Son toprak çatladığında,
    ancak o zaman anlayacağız paranın yetmediğini.".
    Yıllarca bunlar yapılmadı. İhmal edildi. İnsanlıktan, kardeşlikten ve barıştan yana olan herkesakli, insani ve sağlıklı bir diyalog ortamından yana olmak zorundadır. Gücümüze güvenmek, “bir olmak, iri olmak, diri olmak” zorundayız. Ancak bu şekilde dünya insanlığı içinde onurlu yerimizi alabiliriz.



    Sevgiler







    Bağlantı »

  2. Yazan: isimsiz | Tarih: 2008-10-05 17:49:09
    Konu: kaynak gösterilmesi hk
    Değerrli,site yöneticileri,Dersim adının anlamı ve özet tarihi emek ürünü olan eserlerimden alınmadır.Lütfen kaynak göstererek eserlerimdeki yazılarımdan yararılanabilirsiniz.BKZ.ALİKAYA.ORG..Başarı dileklerimle...

    Bağlantı »

  3. Yazan: dersim>sevkano | Tarih: 2008-03-10 17:12:20
    Konu: tariha yazilan dersim
    ewet. herkes biliyor isn gercek yuzunu ama zaman geldiginde cikipta konusamiyor.neden mi... aklim almadi sen bizimsin dersim sensizlik olumse ben senle olmeye raziyim.olunmezmi tarihe yazilmis dersim icin .onurumuz senle.... o topraklarinkaniyla yogrulup daglarina sarkilar soyliyen herkese ve herseyden insan olan herkese gurbetten can dersimime selamlar sevgilerimle....sahipsiz degilsin /dusmanlarin bunu boyle bilsinlerrrrrrrrrrr.......?

    Bağlantı »

:: Sonraki »